4 Şubat 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi – XXI (1915’te Ünye’de Neler Oldu?)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi – XXI

(1915’te Ünye’de Neler Oldu?)

 

 

Bizans döneminde Ermeniler, imparatorluğun tahakkümü altında yaşamış olsalar da bağımsız bir krallıktı. 387 ve 428 yılları arasında hüküm süren Ermeni Krallığı Bizans ve Sasani imparatorlukları arasında ikiye bölündü. Batı Ermenistan Bizans yönetimine, Doğu Ermenistan ise Sasani kontrolüne geçti.  Karadeniz’de bazı bölgeler Ermeni Bagratuni Krallığı'nın (880’lerin başı) kurulmasından sonra da Bizans yönetimi altında kaldı. Ancak Ermeniler 451 yılındaki Kalkedon Konsili'nde temsil edilmediler. Bu nedenle Ermeni ve Bizans Hristiyanlığı arasında teolojik bir kayma ortaya çıktı. Bizans’ın çoğunluğu Ortodoks olurken, Ermeniler çoğunlukla Gregoryen olmayı tercih etti.[1]

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ermeniler yüzyıllar boyunca Türklerle barış içinde yaşadılar. Osmanlı Döneminde (Osmanlı Barışı), yönetim kademesinde Ermeni devlet adamları hiç eksik olmadı.[2]

Osmanlılar, Millet-i Sadıka olarak niteledikleri Ermeniler’e üst düzeyde değer vermişler, devlet idaresindeki en sorumlu mevkilerde görev yapmalarına olanak tanımışlardır. O kadar ki: Osmanlı İmparatorluğu'nda 19. yy sonlarına doğru 22 Bakan, 33 Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Konsolos, 29 Paşa ile 11 Profesör vardı. Ayrıca 803 Ermeni Okulu'nda 2.088 öğretmen, binlerce Ermeni öğrenciye eğitim vermekteydiler.[3]

Bu girizgâhın ardından, bunca Ermeni nüfusa he olduğunu, Ünye özelinden hareketle görmeye çalışalım.


 

Tehcir Kanunu

 

Tehcir Kanunu veya resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu, 27 Mayıs 1915'te Osmanlı Hükûmeti tarafından I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordusu ile karşı karşıya gelebilecek iç unsurların savaş bölgelerinden uzak yerlere devlet eliyle gönderilmesi için çıkarılan göç kanunu olarak bilinir.

1 Haziran 1915 tarihinde Takvim-i Vekâyi'de yayımlanarak yürürlüğe giren kanunun içeriğinde Osmanlı Ermenilerinden bahsedilmemesine rağmen, doğrudan imparatorlukta yaşayan Ermeni halkı hedef alır. Ermenilerin yaşadığı şehirlerden başka yerlere sürülmesine yol açar ve bu nedenle Ermeni Tehciri adıyla anılır. 

Tehcir’in amacı Ruslarla savaşan ordunun gerisini emniyete almak ve Ermenilerin Ruslarla işbirliğini önlemek olarak belirtildi.

Tehcir, önceleri tüm Ermeniler'e uygulanmadı. Katolik ve Protestanların yanı sıra subay ve sıhhiye sınıfı olarak Osmanlı ordusunda görev yapanlar, Osmanlı Bankası çalışanları, sakatlar, yaşlılar, dul kadınlar, çocuklar göçe tâbi tutulmadılar.

Milli Savunma Bakanlığı, Arşiv ve Askeri Tarih Daire Başkanlığı Arşivi’nde bulunan belgelere göre 9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916’ya kadar tehcire tabi tutulanların sayısı 395.000 kişidir. Bunlardan 356.084 kişi yeni yerleşim bölgelerine ulaşmışlardır. Yani kayıp sayılan Ermeni 35.000 kadardır.

Cumhurbaşkanlığı Arşiv belgelerinde ise, 1915’te Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Ermeni sayısı 1 milyon 250 bin kişidir. Bunlardan İstanbul, Bursa ve diğer Batı Anadolu illerinde yaşayan 167.778 kişi tehcire tabi tutulmamıştır.[4]

Yine aynı belgelerde ölümler kış şartlarının zorluğu, Ermeni, Rum, Türk soygun çetelerinin baskınları sonucu gerçekleşmiştir.

 

Ünye’de 1915 Tehciri

 

Elimizdeki bilgiler, tehcirle birlikte Ermeni nüfusun Ünye’nin neresinden ve nasıl göçe tabi tutuldukları konusunu yeterince açıklayamamaktadır. Daha çok “Ünye’den yasa gereği göç ettirilmeyen” Ermeniler’den bahsedilmektedir. Kimdi göçe tabi tutulmayanlar? “Dönme” tabir edilen, din değiştirerek Müslüman olan Ermeniler idi. Ayrıca, Ünye’nin hatırlı eşraflarının koruma ve kefillikleriyle Ünye’de kalan Ermeniler mevcuttu.[5] 

Bölgemizdeki 1915 Olayları’na ilişkin benzer bir yaklaşım, Ermeni tarihçi Hovagimyan’dan geliyor:

“Büyük Felaket günlerinde (Medz Yeğern) hemen hemen bütün Ermeniler Müslümanlığı kabul edip yaşadıkları yerde kalmaya devam ettiler. Ünye’de yaşayan akrabalarına mektup yazıp ‘Allah’ın dinini kabul ettik, siz de bizi takip edin’ diyenler oldu. Hükümet başka yerlerde de bu üçkâğıtçı oyuna başvurup sonrasında katliamı organize etmişti. Burada da aynısını yapıp, 3 yaşından büyük kimseyi hayatta bırakmadılar, şehirden sürgün edip katlettiler, çocukları ise Türk ailelerine dağıttılar. Sadece Fatsa’nın çevre köylerinden birkaç genç Sahag Hamalyan, Mesrob Yazıcıyan ve Harutyun Minasyan’ın önderliğinde dağlarda saklanmayı başardılar.”[6]

Bu ifadeler oldukça önemli. Çünkü bölgemiz nüfusunun azımsanmayacak bir bölümünün Müslümanlaşmış Ermeni olduğunu ileri sürüyor. Müslümanlığı kabul etmeyenlerin de katledildiğini. En azından Ermeni çocukları öldürülmemiş, Türk ailelerine dağıtılmış. Sadece birkaç genç dağlarda saklanmayı başarmış. Beyrut’ta yaşayan Ermeni tarihçi Hovagimyan’ın kitabı yayınlanırsa, epey tartışılacağa benzer. 

 

Ordu’da Yaşanan Tehcir Olayı

 

1915 tarihli gazetelerde Ordu’dan toplam on iki bin Ermeni’nin tehcire tabi tutulduğunu öğreniyoruz. Bu göçten on beş hanelik kadın, çocuk ve sigardan oluşan son Ermeni kafilesinin Mesudiye’ye vardığında, arzû-yı vicdanlarıyla İslamiyet’i kabul ettiklerine dair bir telgraf çekilir. Telgraf, kasaba müftüsü ve imamın da dâhil olduğu Mesudiyeli bir grup tarafından İstanbul hükümetine çekilmiştir. Bakırcı Harut Usta’nın öyküsüyle harmanlanan tehcir olayı ise, Ordu’dan Gölköy’e doğrudur.

“Kafile, Gölköy’e ulaşmıştır bu arada. Karabayır/Karadere denilen mevkie gelindiğinde ise Perşembe’den hareket eden 200 kişilik çete korumasız ve savunmasız, silahsız Ermenilere saldırır. Çocukları ise kafileden ayırıp öne almışlardır. Geride kalan anneler, babalar, kardeşler, yaşlılar büyük bir katliama maruz kalırlar. Çocuklar can havli ile hiç bilmedikleri arazilere dağılırlar korku içinde. Harut Amca’nın 7 yaşındaki annesi, teyzesi ile beraber kilometrelerce çıplak ayakla yürüyerek bir sonraki yerleşim yeri olan Mesudiye’ye ulaşır. Mesudiye’de bir postacı sahip çıkar annesine ve teyzesine. Bir dayısını ise çok daha aşağılardaki köylerden birisi alır büyütmek için.”[7]

 

Topal Osman Ağa


Tehcir Sonrası Ünye’de Gayrimüslim Nüfus

 

1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktayken,  Haziran 1915’te ise, Ünye Kazası Ermeni nüfusu hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir.

Tehcir Kanunu sonrasında Ünye Ermeni nüfusuna ne oldu?

Şüphesiz tehcire tabi tutuldular.

Ne yazık ki çoğunluğu çocuk, yaşlı ve kadınlardan oluşan bu nüfus, bir ölüm yolculuğuna çıkarıldılar.

Tehcire rağmen bazı Ermeni aileleri Ünye’de kaldı.  

Bir görüşe göre, Ünyeliler tarafından korundukları için bazı Ermeni aileleri tehcirden etkilenmedi. Ermeni kimlikleri, Ermeni dini ve âdetlerine rağmen, Ünye’de kalmayı başardılar.[8]

Bir başka görüşe göre, Ünye’deki mahut Ermeni aileleri, Ünye’ye tehcirden sonra geldi.[9]  

Belki de Lozan Mübadelesi’nin ardından geldiler.

Geldiler ama kendi kiliseleri artık yoktu.

Terk edilen Rum Ortodoks Kiliseleri’ni de kullanamadılar.

Özel günlerde Samsun’da yahut İstanbul’daki belirli kiliselerde buluştular.

Ancak herkesçe bilinen bir gerçek vardı:

Türk ailelerin büyüttüğü Ermeni kız çocukları...

 

Devam edecek: Ermeni Kız Çocukları ve Ünye Lokumu.

 

Kaynaklar:

 

Koçaş, Sadi. 1970, Tarih Boyunca Ermeniler ve Selçuklulardan Beri Türk-Ermeni İlişkileri, 3. Baskı, Truva Yay.

Işık, İrfan. 2013, Anılardan Taşan Yıllar, Ünye Belediyesi Kültür Yay.

Biryol, Uğur (Der.) – Küpçük, Selçuk, 2014, Karadeniz’in Kaybolan Kimliği, İletişim Yay.

 

04.02.2026, Ünye Kent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/karadeniz_arkeolojisi_bizans_donemi_xxi_1915te_unyede_neler_oldu-5774.html

 



[1] Bu noktada bir hatırlatma yapmak gerekiyor. 1054’te Roma Katolik ve Rum Ortodoks kiliselerinin ayrılmasıyla Batı ve Doğu arasında büyük bir gerginlik doğdu. Batılı tarihçiler, bu nedenle Doğu Roma’yı “Roma” olarak anmak istemedi. Oysa Doğu roma halkı kendisini hep “Romalı” addetti. Türkler ve Araplar, Doğu Romalılar için “Rum” kelimesini kullandı. Alman tarihçi Hieronymus Wolf'un 1557 yılında “Corpus Historiae By­zantinæ” adlı eserinin yayımlanmasının ardından, Doğu Roma’dan “Bizans" diye bahsedilmeye başlandı. Aslında Bizans, başkentin en eski adıydı: Byzantion! Doğu Romalılar kendilerine hiçbir zaman “Bizanslı” demedi. Tıpkı Mithradates krallığının kendilerine “Pontus” demediği gibi.

[2] Koçaş, 1970; 12-

[3] Işık, 2013; 312

[4] TC. Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Sevkiyata Tabi Tutulmayan Ermeniler.

[5] Işık, 2013; 314

[6] Hovagim Hovagimyan’ın henüz Türkçeye çevrilmeyen ‘Badmutyun Haygagan Bondosi’ [Ermeni Pontusu’nun Tarihi, Beyrut: 1967, s.720-21] kitabından aktaran Güven Bayar, Agos, 14 Aralık 2023

[7] Biryol, 2014; 154-161

[8] Kurtuluş Savaşı sırasında, Rum-Ermeni demeden, Gayrimüslim nüfus tehlike altındaydı. Topal Osman Ağa ve maiyetindeki silahlı grup, o dönemde Ünye’ye geldiği ve Keşaplı Sokak’ta ağırlandığı bilinmektedir. (Bkz. Keşaplı Sokak ve Topal Osman, 21.12.2022 Ünye Kent). Ünye’deki Elekçi Deresi’nin o günlerde günlerce kanlı aktığı söylenir. O tarihte, Ermeni Vatandaşların bir kısmı o sokakta ikamet etmekteydi. Ünye’nin hatırlı insanları tarafından mı korunup, kefil olunmuştu?

[9] Cafer Sarıkaya, Agos Dergisi, Söyleşi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder