6 Ekim 2026 Salı

Hangi Liberalizm?

 


Hangi Liberalizm?

 

 

“II. Dünya Savaşı faşist anlatıyı devirdi ve 194o'ların sonlarından 198o'lerin sonlarına kadar dünya sadece iki anlatının savaş alanıydı: komünizm ve liberalizm. Sonra komünist anlatı çöktü ve liberal anlatı baskın bir biçimde, en azından dünya çapındaki seçkinlere göre, insanlığın geçmişine rehber ve dünyanın geleceğinin olmazsa olmaz kılavuzu haline geldi.”[1]

 

İsrailli tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin “21. Yüzyıl İçin 21 Ders” adlı yapıtından alıntıladığım bu sözlere hak vermemek elde değil.

Hayvanlardan İnsanlara Sapiens’in ünlü yazarı Hariri’nin bu yapıtında liberalizmin çağımızda aldığı biçim yahut biçimleri, en kritik teknolojik, siyasi ve sosyal sorunlarını ele almaktadır. Yazar, insanlığın geçmişini incelediği Sapiens ve geleceğini öngördüğü Homo Deus adlı kitaplarının ardından, doğrudan "bugüne ve şimdiki zamana" odaklanan bir üçleme ile karşımızdadır.

Kudüs İbrani Üniversitesi Tarih Bölümü profesörü Haririnin bu eseri ilk kez 2018 yılında yayımlandı. Her ne kadar İsrail, Filistinlilere yaptığı zulüm ve katliamlarla anılsa da herkes bu ulusta Netanyahu hükümeti gibi değil.

Harari, küresel liderler, teknoloji devleri ve akademisyenler tarafından fikirlerine sıkça başvurulan, yapay zekanın kontrolsüz gelişimi ve insan iradesinin geleceği konusunda güçlü uyarılarda bulunan günümüzün en etkili düşünürlerinden biridir.

Hariri’nin önermelerine tümüyle katılmasak ta öngörülerini ve günümüzde liberalizmin aldığı biçimleri bu bağlamda irdelemek gerekir.

Öncelikle liberal düşünce nedir, onu ele alalım.  

 

Liberalizm Nedir?

 

En kısa tanımıyla Liberalizm, bireysel özgürlüğü, insan haklarını ve özel mülkiyeti en üstün değer kabul eden siyasi ve ekonomik bir felsefedir.

Liberal anlayışa göre birey, toplumdan önce gelir ve bireyin kendi hayatını istediği gibi yaşama hakkı vardır. Devletin görevi çok azdır. Devlet sadece güvenliği, adaleti ve temel hakları korumalıdır. Ekonomiye ve günlük hayata çok karışmamalıdır. Ekonomide özel mülkiyet ve serbest ticaret esastır. Fiyatları devlet değil, serbest piyasa koşulları belirler. İfade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü savunulur.

Şimdi de liberal düşüncenin tarihsel köklerine inelim...

 

Klasik Liberalizm

 

Klasik liberalizmin kurucusu ve babası olarak John Locke kabul edilir. 17. yüzyılda yaşamış İngiliz filozof John Locke (1632–1704), siyasi liberalizmin ve doğal haklar teorisinin ilk temellerini atan isimdir. İnsanların doğuştan özgür ve eşit olduğunu, mülkiyet hakkının ve rızaya dayalı yönetim anlayışının (toplum sözleşmesi) temel alınması gerektiğini savunmuştur. Devletin yetkilerinin minimal ve sınırlı olması gerektiğini belirtmiştir.


Klasik liberalizmin ikinci çizgisi İskoçyalı düşünürler David Hume (ö. 1776) ve Adam Smith (ö. 1790) ile hayat buldu. Bu çizgi anti-rasyonalist veya evrimci rasyonalist denen bir akım oluşturdu. Soyut akla dayanan ilkelerle toplumsal hayatın-düzenin yeni baştan ve en ince ayrıntılarına kadar yaratılacağına inanan rasyonalizmi reddeden bu akım, (para, mülkiyet, ticaret, devlet gibi) beşerî kurumların çıplak akıldan fışkıran soyut düşüncelerin ve teorilerin değil insanî hayatın ürünü olarak doğduğunu kabul etti.

Buna göre, insan hayatında akıl yanında his, heyecan, ihtiras gibi şeylerin de yeri vardır. Beşerî kurumlar insan tabiatının ve insanın içinde yaşadığı eko-sistemin özelliklerinin sonucu olarak doğar. İnsan sınırlı bencil (yani çoğu zaman bencil bazen diğergam), kısa vadeyi uzun vadeye yeğleyen, görüneni görünmeyene tercih eden ve sınırlı bilgiye sahip olan bir varlıktır. İnsanın içinde yaşadığı dünyada ise bir kıtlık vakıası vardır. Liberalizmin savunduğu beşerî kurumlar işte bunların bir ürünüdür. Bu çizgi Carl Menger (ö. 1921) ve F. A. Hayek (ö. 1992) ile zamanımıza kadar gelen güçlü bir liberal fikir geleneği oluşturdu.

Bunlardan Adam Smith, iktisadi liberalizmin gelişiminde ön plana çıkmış ve serbest piyasa ekonomisi ile görünmez el teorisini savunmuştur.

 

Liberté, Égalité, Fraternité

 

Fransız Devrimi'nin üç şiarı (mottosu) "Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik" (Liberté, égalité, fraternité) kavramlarıdır. Tüm çağını etkileyen bu devrimin yansımaları, Osmanlı’da Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet biçimindedir.

Bu devrim; John Locke, David Hume ve Adam Smith’in formüle ettiği liberal düşünce felsefesinin ilk uygulama alanıdır. Ancak 1789 Fransız Devrimi topluma sağladığı özgürlük-eşitlik yanında kardeşliği değil karmaşayı ve ölçüsüz bir terörü getirdi. Kısa zamanda Bonapartizm ile sonuçlandı. Feodal kesim yerle bir edilmiş ama karşılarına bu defa işçi sınıfı dikilmişti.[2]

Böylece devleti küçültmek (minimalize etmek) yerine devlet terörünü ve / veya diktatörlüğü ikame ettiler.

Tıpkı devletin sönmesi gerektiğini formule eden sosyalist sistemde devletin daha da güçlendirilmesi gibi... Yahut sosyal düzenin aksadığı hallerde Antikçağ’ın egemenlerinin kendilerine bir Tiran icat etmeleri gibi.

Yabancı gelmedi değil mi?

Asos adlı makalemizde, Assos’un Tarihçesi’ni anlatırken “Assos tarihinin en dikkat çekici dönemi, MÖ. 4. yüzyılda kentin yönetimini üstlenen tiranlar ve dünyaca ünlü filozof Aristoteles ile olan bağıdır” demiştik.[3]

Assos Antik Kenti, önce zengin bir banker olan Eubulos, ardından onun halefi (ve eski kölesi) Hermeias tarafından yönetilmiştir. Tiranlık olarak bilinen bu yönetim, Aristoteles’in Assos’a gelip okul kurduğu ve Hermeias’ın yeğeni Pythias ile evlendiği döneme denk gelmektedir.


Aslında Aristoteles'e göre tiranlık, hukukun üstünlüğünü hiçe sayarak yalnızca tek bir yöneticinin kişisel çıkarını ve mutlak iktidarını savunan en yozlaşmış yönetim biçimidir.


Platon, Devlet adlı eserinde ideal aristokrasiden (bilgelerin yönetimi) tiranlığa doğru giden bir bozulma süreci tanımlar. Aristokratların yönetimi timokrasi, gücün ve yönetim hakkının bireylerin servetine, mülkiyetine veya onur/şöhret gibi güç gösterilerine dayandığı bir hükumet biçimidir. Timokrasinin bozulmasıyla oligarşi ortaya çıkar; güç ve yönetim zenginlerin elindedir. Erdem değil, servet sahibi olmak temel kriterdir. Toplum zenginler ve fakirler olarak ikiye bölünür. Oligarşide yoksullaşan halkın ayaklanıp zenginleri alt etmesiyle demokrasi doğar. Platon demokrasiye mesafelidir; çünkü ona göre e aşırı özgürlük ve niteliksiz çoğunluğun bilgisizce yönetimi, demagogların (halk avcılarının) önünü açar ve kaosa yol açar. Demokrasinin yarattığı başıboşluk ve kaos ortamından beslenen bir "halk koruyucusunun" gücü tekeline alıp zorbaya dönüşmesiyle en kötü rejim olan tiranlık ortaya çıkar.

Antik Çağ’dan Günümüze Demokrasi ve Diktatörlük

 

Hariri’nin sözünü ettiği liberal anlatı hiç te yeni bir buluş değil. Demokrasi ile karıştırmayalım, o çok daha eski bir yönetim anlayışı. Kime ve neye göre olduklarına bakmak gerekir. Örneğin Atina Demokrasisi, Solon Yasaları tam da köleci egemenliğin doruğunda, köle sahipleri arasında kararlaştırılan bir uygulama.

Global Çağ’da (finans kapital-emperyalizm dönemi) ise durum daha karmaşık.

Günümüzde liberal anlatının dünya çapındaki seçkinlere göre, insanlığın geçmişine rehber ve “dünyanın geleceğinin olmazsa olmazı” olması ne anlama geliyor?

Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler biçimindeki liberal motto hâlâ geçerliğini koruyor. Uluslararası sermaye (yani emperyalizm) vurucu gücü sayesinde dünyanın en ücra köşelerine “özgürlük” götürmeye devam ediyor.

Günümüzün liberalizmi bu olsa gerek...

Öte yandan varoşlardan yükselen uğultu tırmalıyor kulakları.

Esirler dünyası kendi türkülerini söylüyor.

Garp cephesinde değişen bir şey yok!

 

Kaynaklar:

 

Harari, Yuval Noah, (2018), 21. Yüzyıl İçin 21 Ders, Kolektif Kitap,

Aristoteles, 2024, Nikomakhos'a Etik, Say Yay.

Platon, 2017, Devlet, İş Bankası Kültür Yayınları

John Locke, 2020, Yönetim Üzerine İki İnceleme: Siyaset Felsefesi Klasikleri, Litera Yay.

David Hume, 2017, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma, İş Bankası Kültür Yay.

Adam Smith, 2000, Ulusların Zenginliği, Alan Yay.

Carl Menger, 2019, Principles of Economics, Ludwig von Mises Institute Press

F. A. Hayek, 2011, The Constitution of Liberty, University of Chicago Press

  

07 10.2026, Ünye Kent

 

Dipnot:

[1] Harari, 2018; 21

[2] Bonapartizm, ana sınıfların (özellikle burjuvazi ile işçi sınıfının) siyasal alanda birbirini dengeleyip yenişemediği kriz anlarında, devletin ve yürütme organının (askeri/sivil bürokrasi ve güçlü bir liderin şahsında) sınıflar üzerinde göreceli bir özerklik kazanarak diktatörce yönetmesi rejimidir

[3] Bkz. Ünye Kent, 22 Temmuz 2026; Assos