Hangi Liberalizm?
“II. Dünya Savaşı faşist anlatıyı devirdi ve 194o'ların
sonlarından 198o'lerin sonlarına kadar dünya sadece iki anlatının savaş
alanıydı: komünizm ve liberalizm. Sonra komünist anlatı çöktü ve liberal anlatı baskın bir biçimde, en
azından dünya çapındaki seçkinlere göre, insanlığın geçmişine rehber ve
dünyanın geleceğinin olmazsa olmaz kılavuzu haline geldi.”[1]
İsrailli tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin “21.
Yüzyıl İçin 21 Ders” adlı yapıtından alıntıladığım bu sözlere hak vermemek
elde değil.
Hayvanlardan İnsanlara Sapiens’in
ünlü yazarı Hariri’nin bu yapıtında liberalizmin
çağımızda aldığı biçim yahut biçimleri, en kritik teknolojik, siyasi ve sosyal
sorunlarını ele almaktadır. Yazar, insanlığın geçmişini incelediği Sapiens ve geleceğini öngördüğü Homo Deus adlı kitaplarının ardından,
doğrudan "bugüne ve şimdiki zamana" odaklanan bir üçleme ile
karşımızdadır.
Kudüs İbrani Üniversitesi Tarih Bölümü profesörü Haririnin bu eseri ilk kez 2018
yılında yayımlandı. Her ne kadar İsrail, Filistinlilere yaptığı zulüm ve
katliamlarla anılsa da herkes bu ulusta Netanyahu
hükümeti gibi değil.
Harari, küresel liderler, teknoloji devleri ve
akademisyenler tarafından fikirlerine sıkça başvurulan, yapay zekanın
kontrolsüz gelişimi ve insan iradesinin geleceği konusunda güçlü uyarılarda
bulunan günümüzün en etkili düşünürlerinden biridir.
Hariri’nin önermelerine tümüyle katılmasak ta öngörülerini
ve günümüzde liberalizmin aldığı biçimleri bu bağlamda irdelemek gerekir.
Öncelikle liberal düşünce nedir, onu ele alalım.
Liberalizm Nedir?
En kısa tanımıyla Liberalizm,
bireysel özgürlüğü, insan haklarını ve özel mülkiyeti en üstün değer kabul eden
siyasi ve ekonomik bir felsefedir.
Liberal anlayışa göre birey, toplumdan önce gelir ve bireyin
kendi hayatını istediği gibi yaşama hakkı vardır. Devletin görevi çok azdır.
Devlet sadece güvenliği, adaleti ve temel hakları korumalıdır. Ekonomiye ve
günlük hayata çok karışmamalıdır. Ekonomide özel mülkiyet ve serbest ticaret
esastır. Fiyatları devlet değil, serbest piyasa koşulları belirler. İfade
özgürlüğü, inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü savunulur.
Şimdi de liberal düşüncenin tarihsel köklerine inelim...
Klasik Liberalizm
Klasik liberalizmin kurucusu ve babası olarak John Locke kabul edilir. 17. yüzyılda
yaşamış İngiliz filozof John Locke (1632–1704), siyasi liberalizmin ve doğal
haklar teorisinin ilk temellerini atan isimdir. İnsanların doğuştan özgür ve eşit olduğunu, mülkiyet hakkının ve rızaya dayalı yönetim
anlayışının (toplum sözleşmesi) temel alınması gerektiğini savunmuştur.
Devletin yetkilerinin minimal ve sınırlı olması gerektiğini belirtmiştir.
Klasik liberalizmin ikinci çizgisi İskoçyalı düşünürler David Hume (ö. 1776) ve Adam Smith (ö. 1790) ile hayat buldu.
Bu çizgi anti-rasyonalist veya evrimci rasyonalist denen bir akım oluşturdu.
Soyut akla dayanan ilkelerle toplumsal hayatın-düzenin yeni baştan ve en ince
ayrıntılarına kadar yaratılacağına inanan rasyonalizmi reddeden bu akım, (para,
mülkiyet, ticaret, devlet gibi) beşerî kurumların çıplak akıldan fışkıran soyut
düşüncelerin ve teorilerin değil insanî hayatın ürünü olarak doğduğunu kabul
etti.
Buna göre, insan hayatında akıl yanında his, heyecan,
ihtiras gibi şeylerin de yeri vardır. Beşerî kurumlar insan tabiatının ve
insanın içinde yaşadığı eko-sistemin özelliklerinin sonucu olarak doğar. İnsan sınırlı
bencil (yani çoğu zaman bencil bazen diğergam), kısa vadeyi uzun vadeye
yeğleyen, görüneni görünmeyene tercih eden ve sınırlı bilgiye sahip olan bir
varlıktır. İnsanın içinde yaşadığı dünyada ise bir kıtlık vakıası vardır.
Liberalizmin savunduğu beşerî kurumlar işte bunların bir ürünüdür. Bu çizgi Carl Menger (ö. 1921) ve F. A. Hayek (ö. 1992) ile zamanımıza
kadar gelen güçlü bir liberal fikir geleneği oluşturdu.
Bunlardan Adam Smith,
iktisadi liberalizmin gelişiminde ön plana çıkmış ve serbest piyasa ekonomisi ile görünmez
el teorisini savunmuştur.
Liberté, Égalité, Fraternité
Fransız Devrimi'nin üç şiarı (mottosu) "Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik" (Liberté, égalité, fraternité) kavramlarıdır. Tüm çağını etkileyen
bu devrimin yansımaları, Osmanlı’da Hürriyet,
Müsavat, Uhuvvet biçimindedir.
Bu devrim; John Locke, David Hume ve Adam Smith’in formüle
ettiği liberal düşünce felsefesinin ilk uygulama alanıdır. Ancak 1789 Fransız
Devrimi topluma sağladığı özgürlük-eşitlik yanında kardeşliği değil karmaşayı
ve ölçüsüz bir terörü getirdi. Kısa zamanda Bonapartizm
ile sonuçlandı. Feodal kesim yerle bir edilmiş ama karşılarına bu defa işçi
sınıfı dikilmişti.[2]
Böylece devleti küçültmek (minimalize etmek) yerine devlet terörünü ve / veya diktatörlüğü ikame ettiler.
Tıpkı devletin sönmesi gerektiğini formule eden sosyalist
sistemde devletin daha da güçlendirilmesi gibi... Yahut sosyal düzenin aksadığı
hallerde Antikçağ’ın egemenlerinin
kendilerine bir Tiran icat etmeleri
gibi.
Yabancı gelmedi değil mi?
Asos adlı makalemizde, Assos’un Tarihçesi’ni
anlatırken “Assos tarihinin en dikkat çekici dönemi, MÖ. 4. yüzyılda kentin yönetimini
üstlenen tiranlar ve dünyaca ünlü
filozof Aristoteles ile olan
bağıdır” demiştik.[3]
Assos Antik Kenti, önce zengin bir banker olan Eubulos, ardından onun halefi (ve eski
kölesi) Hermeias tarafından
yönetilmiştir. Tiranlık olarak bilinen
bu yönetim, Aristoteles’in Assos’a gelip okul kurduğu ve Hermeias’ın yeğeni Pythias ile evlendiği döneme denk
gelmektedir.
Aslında Aristoteles'e
göre tiranlık, hukukun üstünlüğünü hiçe sayarak yalnızca tek bir
yöneticinin kişisel çıkarını ve mutlak iktidarını savunan en yozlaşmış yönetim
biçimidir.
Platon, Devlet
adlı eserinde ideal aristokrasiden (bilgelerin
yönetimi) tiranlığa doğru giden bir bozulma süreci tanımlar.
Aristokratların yönetimi timokrasi, gücün
ve yönetim hakkının bireylerin servetine, mülkiyetine veya onur/şöhret gibi güç
gösterilerine dayandığı bir hükumet biçimidir. Timokrasinin bozulmasıyla oligarşi ortaya çıkar; güç ve yönetim
zenginlerin elindedir. Erdem değil, servet sahibi olmak temel kriterdir. Toplum
zenginler ve fakirler olarak ikiye bölünür. Oligarşide yoksullaşan halkın
ayaklanıp zenginleri alt etmesiyle demokrasi
doğar. Platon demokrasiye mesafelidir; çünkü ona göre e aşırı özgürlük ve
niteliksiz çoğunluğun bilgisizce yönetimi, demagogların (halk avcılarının)
önünü açar ve kaosa yol açar. Demokrasinin yarattığı başıboşluk ve kaos
ortamından beslenen bir "halk koruyucusunun" gücü tekeline alıp
zorbaya dönüşmesiyle en kötü rejim olan tiranlık
ortaya çıkar.
Antik Çağ’dan Günümüze Demokrasi ve Diktatörlük
Hariri’nin sözünü ettiği liberal anlatı hiç te yeni bir buluş değil. Demokrasi ile
karıştırmayalım, o çok daha eski bir yönetim anlayışı. Kime ve neye göre
olduklarına bakmak gerekir. Örneğin Atina
Demokrasisi, Solon Yasaları tam da köleci egemenliğin doruğunda, köle
sahipleri arasında kararlaştırılan bir uygulama.
Global Çağ’da (finans
kapital-emperyalizm dönemi) ise durum
daha karmaşık.
Günümüzde liberal
anlatının dünya çapındaki seçkinlere göre, insanlığın geçmişine rehber ve “dünyanın
geleceğinin olmazsa olmazı” olması ne anlama geliyor?
Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler biçimindeki liberal
motto hâlâ geçerliğini koruyor. Uluslararası sermaye (yani emperyalizm) vurucu
gücü sayesinde dünyanın en ücra köşelerine “özgürlük” götürmeye devam ediyor.
Günümüzün liberalizmi bu olsa gerek...
Öte yandan varoşlardan yükselen uğultu tırmalıyor kulakları.
Esirler dünyası kendi türkülerini söylüyor.
Garp cephesinde değişen bir şey yok!
Kaynaklar:
Harari, Yuval Noah, (2018), 21. Yüzyıl İçin 21 Ders, Kolektif
Kitap,
Aristoteles, 2024, Nikomakhos'a Etik, Say Yay.
Platon, 2017, Devlet, İş Bankası Kültür Yayınları
John Locke, 2020, Yönetim Üzerine İki İnceleme: Siyaset Felsefesi Klasikleri, Litera
Yay.
David Hume, 2017, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir
Soruşturma, İş Bankası Kültür Yay.
Adam Smith, 2000, Ulusların Zenginliği, Alan Yay.
Carl Menger, 2019, Principles of Economics, Ludwig von Mises Institute Press
F. A. Hayek, 2011, The Constitution of Liberty, University
of Chicago Press
[1] Harari,
2018; 21
[2] Bonapartizm,
ana sınıfların (özellikle burjuvazi ile işçi sınıfının) siyasal alanda
birbirini dengeleyip yenişemediği kriz anlarında, devletin ve yürütme organının
(askeri/sivil bürokrasi ve güçlü bir liderin şahsında) sınıflar üzerinde
göreceli bir özerklik kazanarak diktatörce yönetmesi rejimidir
[3] Bkz.
Ünye Kent, 22 Temmuz 2026; Assos







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder